<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Asena Soydaş &#187; Genel</title>
	<atom:link href="https://www.asenasoydas.com/?cat=1&#038;feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.asenasoydas.com</link>
	<description>Psikolog</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Feb 2022 11:07:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
		<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
		<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.8.21</generator>
	<item>
		<title>Psikolojik şiddet nedir?: Şiddetin görmezden gelinen yüzü</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=399</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=399#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2022 11:03:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=399</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) son verilerine göre dünyada ortalama her üç kadından biri fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor ve araştırmalar şiddeti uygulayan tarafın çoğunlukla kişinin partneri olduğunu gösteriyor. Hepimiz her gün haberlerde kadınların öldürüldüğü, tecavüze uğradığı veya darp edildiği görüntüleri izliyoruz, ancak takip edebildiklerimiz şiddetin sadece görünen (!) yüzü. Bir de maruz kaldığımız ama [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/02/psychological-abuser.jpg"><img class="wp-image-398 alignleft" alt="psychological-abuser" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/02/psychological-abuser-300x168.jpg" width="300" height="168" /></a>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) son verilerine göre dünyada ortalama her üç kadından biri fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor ve araştırmalar şiddeti uygulayan tarafın çoğunlukla kişinin partneri olduğunu gösteriyor. Hepimiz her gün haberlerde kadınların öldürüldüğü, tecavüze uğradığı veya darp edildiği görüntüleri izliyoruz, ancak takip edebildiklerimiz şiddetin sadece görünen (!) yüzü. Bir de maruz kaldığımız ama boyutları tam olarak ölçülemeyen, çoğunlukla farkında bile olmadan içselleştirdiğimiz bir şiddet türü var: Psikolojik şiddet. Bugün, başımıza geldiğinde fark edebilelim ve kendimizi bu süreçten koruyabilelim diye size örtük şekilde yaşanan bu şiddet türünden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Psikolojik (duygusal) şiddetin tanımını yaparak başlamak faydalı olacaktır diye düşünüyorum çünkü birçoğumuz sınırlarını bilmediğimizden yaşadığımız şeyin bir şiddet türü olduğunun farkına bile varmıyoruz.</p>
<p>Partneri aşağılamak, partnerin neleri yapıp yapamayacağını kontrol etmek, partnerden bilgi saklamak, partnerin sosyal çevresiyle iletişimini kısıtlamak, partneri ihmal etmek, ilişkinin tüm sorumluluğunu partnere bırakmak, partnerin özel hayatına ya da eşyalarına zarar vermek gibi davranışların hepsi psikolojik/duygusal şiddeti oluşturuyor (Atakay, 2014).</p>
<p>TÜİK’in (2008) aile içi şiddet verilerine göre kadınların %43,9’u duygusal olarak istismar ediliyor. Pandemi döneminde yapılan araştırmalar ise kadınların uğradığı psikolojik şiddetin bir sene içinde %93 oranında arttığını ortaya koyuyor. Araştırmalara katılan kadınların hemen hepsinin psikolojik şiddete uğradığını ifade ettiği bu durumda sanırım herkesin kendi ilişkisini gözden geçirmesi ve bu duruma maruz kalıp kalmadığını kontrol etmesi gerekiyor.</p>
<p>Şimdi yukarıdaki maddeleri yeniden gözden geçirin ve şu sorunun cevabını bulmaya çalışın: Partneriniz size psikolojik şiddet uyguluyor mu? Yanıtınız evet ise ikinci bir soruyla karşı karşıyasınız demektir: Bu durumu nasıl engelleyebilir, ilişkinizi nasıl sağlıklı bir zemine taşıyabilirsiniz?</p>
<p>İlişki içinde duygusal olarak istismar edilen bireylerde depresyon, kaygı bozukluğu, uyku ve yeme sorunları gibi psikolojik problemler görülebiliyor. Bireyler zamanla öz güvenlerini yitirmeye ve yalnızlaşmaya başlıyorlar. Terapi ortamında en sık karşılaştığım durumlardan birini paylaşayım…</p>
<p>Partnerlerden biri sağlıklı iletişim kuran, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade eden, diğeri ise duygularını paylaşmayan, sorunları kendi içinde çözmeyi tercih eden, dolayısıyla karşı tarafın duygularını abartılı ve dramatik bulan biri oluyor. Sağlıklı iletişime açık olan taraf, süreç içinde bu çabasının yersiz olduğunu kabulleniyor, hatta eşine hak vermeye ve kendi iletişim stilini “dramatik” olarak değerlendirmeye başlıyor ve susuyor. Eşinin bu tavrını ise yetiştirilme tarzına bağlayarak onu kendi kafasında temize çıkarıyor. Tanıdık geldi mi?</p>
<p>Sıklıkla karşılaştığım bir diğer tablo ise şöyle: “Bu akşam yemek yok mu?”, “Gömleğimi yıkamadın mı?”, “Çocuğu niye ağlatıyorsun?” vb. kişinin kendisini yetersiz hissetmesine zemin hazırlayan bir sürü eleştiri. Öncelikle şunu kabul etmek lazım ki hayat da ev işleri de müşterek! Kocanız ev işlerinin ucundan tutarak size çok yardımcı olmuyor, evdeki sorumlulukların yarısı zaten onun. Partnerler tabii ki birbirlerini eleştirebilirler, ancak çözüme ulaşmak karşı tarafı yıkarak değil, yapıcı biçimde konuşarak mümkün olabilir.</p>
<p>Partnerinizin size psikolojik şiddet uyguladığını düşünüyorsanız ilk yapmanız gereken bu konuyu onunla konuşarak örnekler üzerinden yaptığı şeyin farkına varmasını sağlamak olmalıdır. Davranış değişiminin ilk adımı farkındalıktır, ancak farkındalık tek başına sorunu ortadan kaldırmaz. Kişinin karşı tarafı ve ilişkiyi zedeleyen davranışlarını değiştirebilmesi için çaba göstermesi gerekir. Çiftler iletişim kurmalarına ve çabalamalarına rağmen psikolojik şiddet ortadan kaldırılamıyorsa (kontrol altına alınamıyorsa) o zaman bir uzmandan yardım almak faydalı olacaktır.</p>
<div><a title="Psikolojik Şiddet" href="https://www.uplifers.com/psikolojik-siddet-nedir-siddetin-gormezden-gelinen-yuzu/" target="_blank">https://www.uplifers.com/psikolojik-siddet-nedir-siddetin-gormezden-gelinen-yuzu/#ixzz7KImHvL2p</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=399</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gökkuşağı ve Kalp</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=392</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=392#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Jan 2022 14:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=392</guid>
		<description><![CDATA[Farklı ülkelerde yaşayan iki yakın arkadaş, Gökkuşağı ve Kalp, aralarındaki kocaman sevgi sayesinde en yakın arkadaşlar olarak kalmayı başarabilecekler mi? Yoksa çooook uzak mesafeler onları birbirinden uzaklaştıracak mı? Bu soruların yanıtını bulmak ve gerçek bir dostluk hikayesi okumak istiyorsanız, ilk kitabıma seçkin kitabevlerinden ve online mecralardan ulaşabilirsiniz.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/01/WhatsApp-Image-2021-12-16-at-14.30.40.jpeg"><img class="size-medium wp-image-391 aligncenter" alt="WhatsApp Image 2021-12-16 at 14.30.40" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/01/WhatsApp-Image-2021-12-16-at-14.30.40-300x129.jpeg" width="300" height="129" /></a>Farklı ülkelerde yaşayan iki yakın arkadaş, Gökkuşağı ve Kalp, aralarındaki kocaman sevgi sayesinde en yakın arkadaşlar olarak kalmayı başarabilecekler mi?</p>
<p style="text-align: center;">Yoksa çooook uzak mesafeler onları birbirinden uzaklaştıracak mı?</p>
<p style="text-align: center;">Bu soruların yanıtını bulmak ve gerçek bir dostluk hikayesi okumak istiyorsanız, ilk kitabıma seçkin kitabevlerinden ve online mecralardan ulaşabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/01/WhatsApp-Image-2021-11-19-at-00.00.14.jpeg"><img class="wp-image-395 aligncenter" alt="WhatsApp Image 2021-11-19 at 00.00.14" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/01/WhatsApp-Image-2021-11-19-at-00.00.14-300x168.jpeg" width="300" height="168" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=392</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişkilerdeki sessiz beklentilerin yükü: Beklentilerinizi açıkça dile getirin</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=386</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=386#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Jan 2022 14:50:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=386</guid>
		<description><![CDATA[Çiftlerde son zamanlarda en sık gözlemlediğim problem, ilişkideki beklentiler. Muhtemelen aklınıza ilk olarak iki tarafın hayattan farklı şeyler beklemesi geldi ama sanılanın aksine farklı şeyler hedeflemek ve arzulamak ilişkiyi yıpratmak yerine onu güçlendiriyor. Burada bahsettiğim beklenti, bir tarafın kendi kendine partnerinin yapmasını umduğu davranışlar ve buna bağlı olarak yaşadığı hüsran veya sinir bozukluğu. “Tatilleri hep [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/01/expectations.jpg"><img class="size-medium wp-image-385 aligncenter" alt="expectations" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2022/01/expectations-300x172.jpg" width="300" height="172" /></a>Çiftlerde son zamanlarda en sık gözlemlediğim problem, ilişkideki beklentiler. Muhtemelen aklınıza ilk olarak iki tarafın hayattan farklı şeyler beklemesi geldi ama sanılanın aksine farklı şeyler hedeflemek ve arzulamak ilişkiyi yıpratmak yerine onu güçlendiriyor. Burada bahsettiğim beklenti, bir tarafın kendi kendine partnerinin yapmasını umduğu davranışlar ve buna bağlı olarak yaşadığı hüsran veya sinir bozukluğu.</p>
<p>“Tatilleri hep ben planlıyorum, neden bir kere de o planlamıyor? Tiyatroya bilet alınca geliyor ama bir kere de kendine ‘hayatım tiyatroya bilet aldım’ demiyor. Yemeğe çıkalım dediğimde kabul ediyor ve hoşuna gidiyor ama kendiliğinden beni hiç yemeğe çıkarmıyor…” Örnekleri çeşitlendirmek mümkün ama ana fikir hep aynı: Romantik beklentiler.</p>
<p>Yapılan araştırmalar sahip olduğumuz romantik düşünce ve inanışların bizleri ilişkiye daha fazla bağladığını ve ilişki doyumumuzu artırdığını gösteriyor; ancak karşılanmayan romantik beklentiler ilişkiye inancımızı köreltiyor ve bizi mutsuzluğa sürüklüyor. İki senaryo arasında ise çok ince bir çizgi var. Peki, bizi mutlu eden senaryoya nasıl ulaşacağız?</p>
<p>Her zaman vurguladığım gibi “açık iletişim” sayesinde beklentilerimizin gerçekleşmesini sağlayabiliriz. “<em>Tatilleri planlamak beni çok yoruyor, lütfen bir sonrakini sen planlayabilir misin?</em>” demeniz çözüm odaklı bir yaklaşımken içten içe onun tatil planlamasını beklemeniz sadece üzülmenize sebep olacaktır. Bununla birlikte, çok sık karşılaştığım senaryolardan biri de: “<em>Ben planlayınca dahil oluyor ama kendisi hiçbir şey organize etmiyor. Ben yapabiliyorsam, o da yapabilir!</em>”</p>
<p>Evet, yapabilir; ancak bu incelikler karşı tarafın aklına gelmiyor olabilir ya da belki de bu konularda sizin kadar başarılı değildir. Yapmadığı zaman kendini eksik ya da rahatsız hissetmiyor olabilir. Bu etkinliği sırf sizi mutlu etmek için yapıyor ya da ilişki için bir yatırım, hatta fedakarlık olarak görüyor olabilir. Eğer yaptığınız plana dahil oluyor ve size eşlik ediyorsa lütfen anın tadını çıkarın. Önemli olan her iki tarafa da iyi gelecek paylaşımların sistemde bulunuyor olması. Kimin bunu organize ettiği ya da kimin daha düşünceli olduğu ilişkiyi güçlendiren bir etkiye sahip değil. Masallarda ve filmlerde gördüğümüz, gerçekçi olmayan beklentilerin ne sizi, ne ilişkinizi yıpratmasına izin verin ve beklentilerinizi partnerinizle açıkça paylaşın.</p>
<div><a title="Beklentiler" href="https://www.uplifers.com/iliskilerdeki-sessiz-beklentilerin-yuku-beklentilerinizi-acikca-dile-getirin/" target="_blank">https://www.uplifers.com/iliskilerdeki-sessiz-beklentilerin-yuku-beklentilerinizi-acikca-dile-getirin/#ixzz7JT3t53iS</a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=386</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişkilerin en büyük sınavı: Sadakatsizlik</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=379</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=379#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2020 20:33:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=379</guid>
		<description><![CDATA[Romantik ilişki, iki kişinin sürekli birbirine uyum göstermesini gerektiren ve hiç bitmeyen bir dans gibidir. Dans ederken canımız bazen oturup dinlenmek, bazen de başka tarzlar denemek ister. Aynı şarkıyla dans etmekten sıkılabiliriz. İçimizden geldiği gibi davranmak iyi güzel ama, ya sonra? &#160; Sadakatsizlik, çiftler arasındaki en gerilimli konulardan biridir. Birçok kişi “Aldatırsa bu ilişki biter” [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/08/cheating.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-381" alt="cheating" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/08/cheating-300x199.jpg" width="300" height="199" /></a></p>
<p>Romantik ilişki, iki kişinin sürekli birbirine uyum göstermesini gerektiren ve hiç bitmeyen bir dans gibidir. Dans ederken canımız bazen oturup dinlenmek, bazen de başka tarzlar denemek ister. Aynı şarkıyla dans etmekten sıkılabiliriz. İçimizden geldiği gibi davranmak iyi güzel ama, ya sonra?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadakatsizlik, çiftler arasındaki en gerilimli konulardan biridir. Birçok kişi “<em>Aldatırsa bu ilişki biter</em>” bakış açısına sahiptir; ancak gel gelelim araştırma bulguları bunun tam da böyle olmadığını söylüyor. Çiftler doğru adımları attıkları takdirde güçlü ve sağlıklı bir ilişkiye devam edebiliyorlar. Bulgulara gelecek olursak… Aldatmaların sadece %11’i ilişkiye dönüşürken, aldatan erkeklerin sadece %3’ü aldattığı kişiyle evleniyor. Bu evliliklerin ise %75’i güvensizlik nedeniyle sona eriyor. Yani, aldatmanın heyecanı, gizliliği, adrenali vb. kişiye yaşarken haz veriyor olabilir; ancak güven olmadıktan sonra orada da bir ilişkiden söz etmek pek mümkün olmuyor. Aldatma dendiğinde oklar genelde erkekleri gösteriyor; ancak bu durum sadece erkeklere özgü değil. Türkiye’deki araştırmalar %10-12 oranında kadınların da partnerlerini aldattığını gösteriyor.</p>
<p>“<em>Neden aldatıldım?</em>” sorusuna yanıt olarak akla ilk cinsel yaşamdaki tatminsizlik gelse de bir kişiyi aldatmaya yönelten faktör aslında “yalnızlık hissi.” Buna ek olarak, ilişki doyumunda azalma, özgüven eksikliği ve iletişimde yaşanan aksaklıkların da bu sürece zemin hazırladığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Yapılan kapsamlı bir başka araştırma da Türkiye’deki erkeklerin %57’sinin eşini aldattığını ortaya koyuyor. İlişkilerin yarısından fazlasında sadakatsizlik görüldüğüne göre, bu olgudan kaçmak ve başımıza gelmeyeceğini var saymak çare değil.</p>
<p>Aldatma yaşayan çiftlerin %70-80’i ilişkilerine devam ediyor. Bu sebeple boşanan çiftlerin oranı ise yalnızca %1. Başımıza geldiğinde kesinlikle tahammül etmeyeceğimizi düşündüğümüz bu durumla karşı karşıya geldiğimizde verdiğimiz tepki, öngörümüzle uyuşmuyor. Peki, aldatıldığımızda ya da aldattığımızda nasıl davranmalıyız? İlişkimizi nasıl kurtarırız?</p>
<div>
<p>Öncelikle bu durumun ağır bir travma olduğunu kabul etmek gerekiyor. Yaşanan travmanın atlatılabilmesi ve sürecin geride bırakılabilmesi için tarafların açık iletişim kurması ve yaşananları belirgin sınırlarla konuşması (konuşma ne kadar sürecek, hangi konulara değinilecek, hangi konulara değinilmeyecek, vb.) büyük önem taşıyor. Konuşma sırasında “neden” sorusunun cevapları yerine “ne” olduğuna odaklanmak gerekiyor; çünkü neler olduğu anlaşılmazsa neyin nasıl değiştirileceği ve yeni dengenin nasıl kurulacağı belirlenemiyor. Burada bir noktayı da açıklığa kavuşturmak gerek: Neler olduğunu anlamak sadakatsizliği hoş görmek anlamına gelmiyor. Konuşmak, acının ifade edilmesini ve aldatılan kişinin rahatlamasını sağlayarak yeni sistemin kurulmasına yardımcı oluyor.</p>
<p>Bunula birlikte, yeni düzendeki sınırların (partnerler arasındaki, aldatan taraf ve üçüncü kişi arasındaki ve çiftin çevreyle arasındaki) net bir şekilde çizilmesi gerekiyor. Aldatan tarafın, partnerinin sorduğu sorulara tüm içtenliğiyle yanıt vermesi ve gerekirse olanları tekrar tekrar açıklaması, yani bu konuyla ilgili sorumluluk alması da bu sürecin olmazsa olmazları arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu süreç ciddi bir kriz yönetimi gerektiriyor; ancak yaşanan travma tarafların problem çözme becerilerini ciddi oranda azalttığı için iki taraf da kendisini güvende hissettiği, sorularını rahatça sorduğu, olanları ve duygularını rahatça paylaşabildiği bir terapi ortamına ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle size tavsiyem: İlişkiniz sadakatsizlikle sınanıyorsa bu yükü tek başınıza sırtlamaya çalışmak yerine bir çift terapistinden destek alın.</p>
<div><a title="Sadakatsizlik" href="https://www.uplifers.com/iliskilerin-en-buyuk-sinavi-sadakatsizlik/#ixzz6VsgfiMtx" target="_blank">https://www.uplifers.com/iliskilerin-en-buyuk-sinavi-sadakatsizlik/#ixzz6VsgfiMtx</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=379</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karantina Süreci İçin Psikolojik İlk Yardım</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=373</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=373#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2020 12:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=373</guid>
		<description><![CDATA[Covid-19 ile birlikte hepimiz için yeni olan bir sürece girdik. Bu süreç hayatımızın her alanında (iş, aile, arkadaşlık, beslenme, alışveriş, vb.) değişikliklere yol açarak bizlere nasıl yöneteceğimizi bilmediğimiz bir kriz ortamı oluşturdu. Kriz döneminde en zorlu dönem ilk saatler ve özellikle ilk birkaç gündür; ancak sürenin belirsizliği sisteme adapte olmamızı zorlaştırıyor. Var olan dengemizin ve [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/04/aile-içi-iletişim.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-372" alt="aile içi iletişim" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/04/aile-içi-iletişim-300x193.jpg" width="300" height="193" /></a>Covid-19 ile birlikte hepimiz için yeni olan bir sürece girdik. Bu süreç<br />
hayatımızın her alanında (iş, aile, arkadaşlık, beslenme, alışveriş, vb.) değişikliklere yol<br />
açarak bizlere nasıl yöneteceğimizi bilmediğimiz bir kriz ortamı oluşturdu. Kriz döneminde<br />
en zorlu dönem ilk saatler ve özellikle ilk birkaç gündür; ancak sürenin belirsizliği sisteme<br />
adapte olmamızı zorlaştırıyor.<br />
Var olan dengemizin ve rutinlerimizin bozulması doğal olarak ilişkilerimizi de<br />
etkiledi. Peki, evlerde daha fazla vakit geçirdiğimiz bu yeni düzende nelere dikkat etmemiz<br />
gerekiyor?</p>
<ul>
<li>Öncelikle evde (ilişkimizde) yaşadığımız krizi tanımlamalıyız.</li>
<li>Belirlediğimiz maddeleri acil ve acil olmayanlar olarak ikiye ayırmalıyız.</li>
<li>Kriz öncesindeki temel işleyişi (evdeki rutinleri) değerlendirmeliyiz. Ardından bugünün gereksinimlerini ve işleyişini (yeni sorumlulukları ve görev dağılımını) karşılaştırarak alınması gereken kararları belirlemeliyiz.</li>
<li>Yapmak istediklerimizin önünde engel teşkil eden bir şey olup olmadığına bakmalıyız.</li>
<li>Kısa vadeli amaçlar belirlemeliyiz.</li>
<li>Sorunları teker teker ele almalıyız.</li>
<li>Her bireyin sorumluluklarının belirgin ve net olmasına özen göstermeliyiz; konuştuklarımızın havada kalmadığından, bir karara bağlandığından emin olmalıyız.</li>
<li>Değişen duruma hep birlikte adapte olmaya çalışmalıyız.</li>
<li>Sağlıklı iletişim kurmak için normalden daha fazla çaba göstermeliyiz.</li>
<li>Duygusal olarak birbirimize ulaşmaya çalışmalı ve aile içindeki her bireyin hislerini anlamak için o kişiyi dikkatle dinlemeliyiz.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=373</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişkiler ve birey olmak üzerine: “Yalnızlık” kavramı 20 yılda nasıl değişti?</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=366</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=366#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2020 11:44:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Duman’ın 2002 yılında çıkardığı albümün adı “Belki Alışman Lazım.” Albüme adını veren şarkının sözlerini belki hatırlıyorsunuzdur: &#160; “Bir tek sen mi varsın? Yalnız mı kaldın? Belki alışman lazım,  Belki katlanman lazım, yalnızlığa…” &#160; Şarkıyı dinlediğimiz günlerin üzerinden tam 18 sene geçmiş. Bu sürecin, şarkının sözlerinin güncelliğini geride bıraktığını söyleyebiliriz. O dönemde yalnızlık tercih edilmeyen, mecburiyet [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Duman’ın 2002 yılında çıkardığı albümün adı “<em>Belki Alışman Lazım.</em>” Albüme adını veren şarkının sözlerini belki hatırlıyorsunuzdur:</p>
<p><em><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/03/yalnızlık-değişimi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-368" alt="yalnızlık değişimi" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/03/yalnızlık-değişimi-300x143.jpg" width="300" height="143" /></a></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>“Bir tek sen mi varsın?</em><br />
<em>Yalnız mı kaldın?</em><br />
<em>Belki alışman lazım, </em><br />
<em>Belki katlanman lazım, yalnızlığa…”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şarkıyı dinlediğimiz günlerin üzerinden tam 18 sene geçmiş. Bu sürecin, şarkının sözlerinin güncelliğini geride bıraktığını söyleyebiliriz. O dönemde yalnızlık tercih edilmeyen, mecburiyet yüzünden alışılması tavsiye edilen bir olguyken, bugünlerde hepimizin alıştığı, hatta tam tersini uygulamakta zorlandığımız bir durum halini aldı. Çift terapisi için gelen çiftler ya da çevremde gözlemlediğim ilişkilerdeki kişiler rahatlıkla “<em>İşine gelmiyorsa gidebilirsin</em>”, “<em>İstemiyorsan ayrılalım</em>” gibi cümleleri sarf edebiliyorlar. Bu tutum ilişkinin sağlıklı ilerlemesini ciddi oranda engelliyor.</p>
<div id="up-single__content-ad--middleExt"></div>
<p>21. yüzyılda artık yalnızlıktan daha az korkuyoruz. Kişisel sınırlarımızın içine birini dahil etmek, kendimize yetmek varken başka birini daha idare etmek artık bize külfet geliyor. Söze gelince hepimiz hala hayatımızda birinin olmasını istiyoruz ama gerçekten bir ilişki yürütmeye gönüllü müyüz? İlişkinin gerekliliklerini, sorumluluklarını taşımaya hazır mıyız?</p>
<p>Aslında, ilişkiyi yürütmek basit bazı dinamiklere bağlı ve iki taraf da daha kaliteli bir ilişki istiyorsa terapi süreciyle ilişkiyi sağlam bir zemine oturtmak mümkün. Ama tabii çabalamak emek istiyor ve hızlı hayat tarzımızın içinde ilişkimizin bizi yormasını değil, sorunsuz bir şekilde kendi kendini döndürebilmesini ve bize huzur vermesini bekliyoruz. İş hayatı, kök ailemiz, arkadaşlarımız yeterince enerjimizi alıyor. İlişkiden bize enerji veren kaynak olmasını bekliyoruz.</p>
<p>Beklentimiz yanlış değil ancak ilişkinin, yani “biz”in de enerjiye ihtiyacı var. Karşımızdaki kişinin ilgiye, sevgiye, anlaşılmaya ihtiyacı var. Tıpkı bizim de olduğu gibi. Ama maalesef bu günlerde ilişkinin bu yanı külfet olarak görülüyor. Yalnız olmayı değil de bir ilişki yürütmeyi seçmek sanki bir lütuf ve karşı taraf bu fedakarlığımız için bizi sevmeli ve hep yanımızda olmalı gibi bir düşünce yapısına sahibiz. Bunu bilinçli olarak yapmıyoruz belki ama bu bakış açımızın getirisi ortada: Ayrılık, bireyselleşme, “ben”cil olma.</p>
<p>Yalnızlığımıza fazla alışıyor olabiliriz. Evet, insanın kendine yetebilmesi ve kişisel alanının olması gerekli; ancak hepimiz sosyal varlıklarız ve biraz sevmek ve sevilmenin hepimize iyi geldiğini unutmamamız gerek. Karl Menninger’in de dediği gibi: “Sevgi, insanları iyileştirir. Hem onu verenleri hem de onu alanları.”</p>
<p><a title="Yalnızlık kavramı 20 yılda nasıl değişti?" href="https://www.uplifers.com/iliskiler-ve-birey-olmak-uzerine-yalnizlik-kavrami-20-yilda-nasil-degisti/" target="_blank">https://www.uplifers.com/iliskiler-ve-birey-olmak-uzerine-yalnizlik-kavrami-20-yilda-nasil-degisti/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=366</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konfor alanından çıkma zamanı: Değişim rüzgarına kollarınızı açın</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=363</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=363#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2020 11:36:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[Eylül ayı İstanbul için hem sonbaharın gelişini hem de sanatın canlanmasını simgeler. Sergi açılışları, bienaller ve tiyatro sezonunun başlamasıyla birlikte sanat kokar İstanbul. Ben de elimden geldiğince kendimi sanata buladım Eylül boyunca. Kişisel gelişimimi destekleyen bu yolculuğum sırasında sergilerden birinde şu cümleye rastladım: “Yeni düzene hazır mıyız?” Yeni bir düzene, değişikliğe, konfor alanımızdan çıkmaya ne [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/03/balık-konfor-alanından-çıkmak.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-364" alt="balık konfor alanından çıkmak" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2020/03/balık-konfor-alanından-çıkmak-300x183.jpg" width="300" height="183" /></a>Eylül ayı İstanbul için hem sonbaharın gelişini hem de sanatın canlanmasını simgeler. Sergi açılışları, bienaller ve tiyatro sezonunun başlamasıyla birlikte sanat kokar İstanbul. Ben de elimden geldiğince kendimi sanata buladım Eylül boyunca. Kişisel gelişimimi destekleyen bu yolculuğum sırasında sergilerden birinde şu cümleye rastladım: “Yeni düzene hazır mıyız?”</p>
<div id="up-single__content-ad--top"></div>
<p>Yeni bir düzene, değişikliğe, konfor alanımızdan çıkmaya ne kadar hazırız gerçekten? Eskiyi, alışılagelmişi bırakmadan, duvarları yıkmadan, temeli sarsmadan aradığımızı ve ulaşmak istediğimizi elde edebilir miyiz?</p>
<p>“<em>Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir.</em>” Einstein’ın en sevdiğim ve seanslarımda da sık sık kullandığım bir sözüdür. Şu an durduğumuz yerden başka bir yerde durmayı hedefliyorsak, bunu aynı yollardan giderek ve aynı çözüm stratejilerini uygulayarak sağlayamayız. İşte tam da bu noktada giderek daha fazla görülen “değişim korkusu” bizi esir alıyor. Bu korku; saç kestirmek, dövme yaptırmak veya günlük rutinin dışına çıkmak gibi minör bir değişiklikle ilgili olabileceği gibi, partner, kariyer ya da yaşanılan yeri değiştirmek gibi majör bir dönüşüm de olabilir.</p>
<p>Değişime direnç gösteriyoruz ama hiçbirimiz bundan on sene önceki insanlar değiliz. Hepimiz değiştik. Bunu bazen hayat, tecrübeleriyle bize sundu, bazen de kendimiz çabalayarak başardık. “<em>Şimdiki aklım olsaydı bunu böyle yapmazdım</em>” cümlesindeki “aklımız” tecrübelerimizi ve değişimimizi simgeliyor ve bu cümleyi aslında böbürlenerek kullanıyoruz. Yani, zor olsa da değişmekten memnunuz.</p>
<p>Hayatınızı bir gözden geçirin. Sırf değişimden korktuğu için kendisini mutsuz bir birlikteliğe hapsedeniniz, kısır döngü içinde yaşayanınız, başka biriyle mutlu olma şansı varken yalnızlıktan korktuğu için hayatındaki insana tahammül edeniniz var mı?<br />
Yeni bir iş bulma korkusuyla kendisini mobbinge maruz bırakan ya da yaptığı işi hiç sevmediği halde başka bir kariyer planı çizmeye tedirgin olanınız? Risk alıp konfor alanından çıkmaktansa böyle “idare etmenin” daha güvenli ve sizin için daha doğru olacağına kendinizi inandırmış olmayasınız?</p>
<p>Bu şekilde kendimizi susturmayı öğrenerek ihtiyaçlarımızı görmezden gelmeye başlıyoruz. Değişim korkunuzun sizi kendiniz olmaktan alıkoymasına izin vermeyin. Hayat “öylesine yaşamak” için çok kısa. Kendinizi mutsuz hissediyorsanız ve nedenini bulamıyorsanız iç sesinizi çoktan susturmuş ve özgüveninizi kaybetmiş olabilirsiniz. Böyle bir durumda bir uzmandan yardım almalı ve ne istediğinizi bularak cesaretinizi toplayıp hayal ettiğiniz kişi olma yolunda adım atmalısınız.</p>
<p><a title="Konfor alanından çıkma zamanı" href="https://www.uplifers.com/konfor-alanindan-cikma-zamani-degisim-ruzgarina-kollarinizi-acin/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #001005;">https://www.uplifers.com/konfor-alanindan-cikma-zamani-degisim-ruzgarina-kollarinizi-acin/</span></span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=363</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bitemeyen ilişkilerin perde arkası</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=346</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=346#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Aug 2019 11:39:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[Sevgilinizden ya da eşinizden ayrıldınız diyelim. Bu ilişki sizin için tamamen bitti mi, yoksa geri dönüşü var mı? Eğer siz de barışanlardan, umut etmeye, karşı tarafı ya da kendinizi ilişkinin sürekliliği için değiştirmeye çalışanlardansanız bu yazı tam size göre. Ayrılığınızdan bir süre sonra değiştiğinizi düşünerek ya da partnerinizin değişmiş olma ihtimaliyle, ilişkinize bir şans daha [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2019/08/on-and-off.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-348" alt="Heart on a turquoise backgound" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2019/08/on-and-off-300x206.jpg" width="300" height="206" /></a></p>
<p>Sevgilinizden ya da eşinizden ayrıldınız diyelim. Bu ilişki sizin için tamamen bitti mi, yoksa geri dönüşü var mı? Eğer siz de barışanlardan, umut etmeye, karşı tarafı ya da kendinizi ilişkinin sürekliliği için değiştirmeye çalışanlardansanız bu yazı tam size göre.</p>
<p>Ayrılığınızdan bir süre sonra değiştiğinizi düşünerek ya da partnerinizin değişmiş olma ihtimaliyle, ilişkinize bir şans daha vermek veya karşı tarafı sadece çok özlediğinizden ve eski güzel günler burnunuzda tüttüğünden partnerinize dönmek isteyebilirsiniz. Bilin ki yalnız değilsiniz. Yapılan araştırmalar ayrılan çiftlerin yarısının yeniden barıştığını, barışmayı tercih etmeyen çiftlerin yarısının ise bir şekilde cinsel birlikteliği sürdürme eğiliminde olduklarını gösteriyor; ancak bu oranlar evli çiftlerde biraz düşüş gösteriyor. Buna ek olarak, beraber yaşarken ayrılan çiftler birlikte yaşamayanlara kıyasla ayrılık sonrası cinselliği daha fazla yaşıyorlar.</p>
<p>İlişki sırasında yaşanan olumlu tarafların ağır basması ve çiftlerin kendilerini partnerlerine açarak yakınlık kurmuş olmaları o ilişkinin yeniden başlama olasılığını artırıyor. Ancak; barışma süresi ne kadar uzarsa ilişki içindeki tatmin, bağlılık ve tutku o denli azalıyor; ilişkiye dair duyulan yoğun belirsizlik partnere karşı hissedilen öfkeyi çoğaltıyor.</p>
<p>Taraflar bir araya geldiklerinde ise yeniden tartışmaya başlayıp niye ayrıldıklarını hatırlıyorlar; ancak bir yandan da ilişkiyi kurtarmak adına duygu ve düşüncelerini daha fazla ortaya koyarak aralarındaki bağı kuvvetlendirmeye çalışıyorlar. Bu durum dinamiklerin tekrar kopmasını engelliyor ve çiftleri kendi içlerinde çatışma yaşamaya sürüklüyor.</p>
<p>Literatüre göre ayrılıkların sadece %20’si ortak kararla alınıyor. Yani, taraflardan bir tanesi ilişkinin bitmesini istemiyor. Durum böyle olunca ayrılmayı istemeyen taraf bir süre sonra ilişkiyi yeniden canlandırmak için bir adım atıyor ve “bir dargın bir barışık” olarak tabir ettiğimiz ilişki türü ortaya çıkmış oluyor.</p>
<p>Ayrılık kişinin üzerinde başlı başına stres yaratan bir durumken aynı ilişkinin içinde birkaç defa ayrılık yaşanması tarafların sahip olduğu stres seviyesini artırıyor ve ilişkiyi zedeliyor. Özellikle, ilişkide bağlılık, tatmin ve yakınlık varsa kişiler bu süreçte daha fazla yıpranıyorlar. Buna ek olarak, partnerler ayrılıp barıştıkça ilişkiye dair olumsuz yaşantıları (iletişim problemleri, belirsizlik, güvensizlik vb.) daha fazla hatırlamaya başlıyorlar ve ilişki tatminleri giderek düşüyor.</p>
<p>Uzun lafın kısası, her iki tarafta da sevgi/bağlılık/özlem bitmeden ilişki tam anlamıyla bitmiyor, taraflar birbirlerinden kopamıyorlar. İlişki eski dinamiklere göre yaşandığında ise iletişim giderek daha kötü hale geliyor ve yaşanan tatmin iyice düşüyor. İlişkinizi sağlıklı bir temele oturtmak istiyorsanız siz siz olun partnerinizle açık iletişim kurun ve gerekli olduğunu düşünüyorsanız bir çift terapistinden yardım alın.</p>
<p><a title="Bir dargın bir barışık aşıklardan mısınız?" href="https://www.uplifers.com/bir-dargin-bir-barisik-asiklardan-misiniz-bitemeyen-iliskilerin-perde-arkasi/#ixzz5xc1LFB00" target="_blank">https://www.uplifers.com/bir-dargin-bir-barisik-asiklardan-misiniz-bitemeyen-iliskilerin-perde-arkasi/#ixzz5xc1LFB00</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=346</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O büyük soru: Eski sevgiliyle arkadaş olmak mümkün mü?</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=330</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=330#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 20:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal ilişkilerin fiziksel ve psikolojik sağlığımızdaki yerini hepimiz gayet iyi biliyoruz; ancak kurduğumuz ilişkilerin bazıları isteğimiz dahilinde, bazıları ise biz istemeden sonlanıyor. Günümüzde evliliklerin neredeyse yarısından fazlası boşanma ile sonuçlanıyor. Her ilişki içinde ayrılığı barındırır fakat psikolojimizi sağlam tutmak adına belki de ilişkilerimizi bitirmek yerine, başka şekilde formüle etmeyi denemeliyiz. Yaptığım seanslarda, nadir de olsa, boşanma [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2019/04/arkadas-1280x720.jpg"><img class="size-medium wp-image-334" alt="arkadas-1280x720" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2019/04/arkadas-1280x720-300x168.jpg" width="300" height="168" /></a></p>
<p>Sosyal ilişkilerin fiziksel ve psikolojik sağlığımızdaki yerini hepimiz gayet iyi biliyoruz; ancak kurduğumuz ilişkilerin bazıları isteğimiz dahilinde, bazıları ise biz istemeden sonlanıyor. Günümüzde evliliklerin neredeyse yarısından fazlası boşanma ile sonuçlanıyor. Her ilişki içinde ayrılığı barındırır fakat psikolojimizi sağlam tutmak adına belki de ilişkilerimizi bitirmek yerine, başka şekilde formüle etmeyi denemeliyiz.</p>
<p>Yaptığım seanslarda, nadir de olsa, boşanma sonrasında arkadaş kalan partnerlere ve ayrılık sonrası görüşmeye devam eden çiftlere denk geliyorum. Bir kişi bile yapabiliyorsa herkes yapabilir; ancak romantik ilişkiyi sürdüremezken arkadaşlık ilişkisini nasıl kuracağız?</p>
<p>Yapılan araştırmalar, romantik ilişkilerin arkadaşlığa dönüşebileceğini ve eski partnerlerimizin arkadaşımız olarak hayatımızda kalabileceğini gösteriyor. Ancak; bunun olabilmesi için o kişinin bize bir şekilde fayda sağlamaya (sevgi, ilgi, statü, para vb.) devam etmesi gerekiyor. Tabii bu arkadaşlığın ne kadar verimli olacağı karşımızdaki kişinin bize ne kadar yarar sağladığına, yeni bir sevgilimizin olup olmamasına, aile ve arkadaşlarımızın eski sevgilimizi onaylayıp onaylamamış olmasına ve ayrılış biçimimize bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Tüm bunlara ek olarak, paylaşılan ortak sosyal alan (iş, arkadaş ortamı, çocuk gibi) da biz istemesek de arkadaş kalınmasını gerektirebiliyor.</p>
<h2>Eski sevgiliyle arkadaşlık bizi nasıl etkiler?</h2>
<p>Rusbult’un Yatırım Modeli’ne göre ilişkimize ve partnerimize ne kadar yatırım yaparsak ayrılık sonrası o kişiye o kadar bağlı kalıyoruz. Yaptığımız bu yatırım karşımızdakine verdiğimiz değerle doğru orantılı olarak arkadaş kalmak için bize büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. İlişkimizi arkadaşlığa dönüştürmek için gerekli motivasyonu bulabiliyoruz, ancak burada asıl soru şu: “Eski sevgilimizle/eşimizle kuracağımız arkadaşlık bizi besler mi, yoksa bize yarar sağlamaktan ziyade zarar mı verir?”</p>
<p>Bu sorunun cevabı “eski sevgilimizle hangi nedenle arkadaş kalmak istediğimiz”de yatıyor. Eğer ortak sosyal alan sebebiyle görüşmeye devam ediyorsak psikolojimiz de, güncel romantik ilişkimiz de olumsuz etkilenmiyor (bu konuyla ilgili kıskançlık yaşayanlara duyurulur); ancak eski bağlılıklarımızdan, rutinlerimizden ya da onu bir alternatif olarak tutmaya devam etme isteğimizden arkadaş kalmak istiyorsak, bu iletişim bize yarardan çok zarar getiriyor.</p>
<p>Sahip olduğumuz beklenti yeni bir ilişki kurmamıza da, kurduğumuz yeni ilişkiye yatırım yapmamıza da engel oluyor. Bir önceki ilişkinin ayrılığını kabullenmemizi daha zor hale getiriyor. Özetle, ex’ten next olmadığı gibi arkadaş da pek oluyor gibi görünmüyor. En azından bir taraf için daha acı verici bir süreci içeriyor bu arkadaşlık, ama karar sizin.<br />
<a title="Eski sevgiliyle arkadaş kalmak" href="https://www.uplifers.com/o-buyuk-soru-eski-sevgiliyle-arkadas-olmak-mumkun-mu/#ixzz5lx64jywi" target="_blank">https://www.uplifers.com/o-buyuk-soru-eski-sevgiliyle-arkadas-olmak-mumkun-mu/#ixzz5lx64jywi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=330</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutluluk için günlük reçete: Bir tutam sarılma</title>
		<link>https://www.asenasoydas.com/?p=319</link>
		<comments>https://www.asenasoydas.com/?p=319#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 20:03:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Asena Soydaş]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asenasoydas.com/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Birini teselli etmek deyince aklımıza ilk gelen davranışlardan biri ona sarılmak olur. Konu sevgimizi göstermek olduğunda da öncelikli olarak el ele tutuşmak, öpmek ve sarılmak gibi davranışları tercih ederiz. “Ben yanındayım” ya da “Seni seviyorum” cümleleri tek başına istenilen etkiyi yaratmaz ya da bir süre sonra yarattıkları etkiyi kaybederler. İşte bu nedenle, kişiler arası iletişimde [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2019/04/zeyno-düğün-2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-320" alt="zeyno düğün 2" src="http://www.asenasoydas.com/wp-content/uploads/2019/04/zeyno-düğün-2-300x291.jpg" width="300" height="291" /></a></p>
<p>Birini teselli etmek deyince aklımıza ilk gelen davranışlardan biri ona sarılmak olur. Konu sevgimizi göstermek olduğunda da öncelikli olarak el ele tutuşmak, öpmek ve sarılmak gibi davranışları tercih ederiz. “Ben yanındayım” ya da “Seni seviyorum” cümleleri tek başına istenilen etkiyi yaratmaz ya da bir süre sonra yarattıkları etkiyi kaybederler.</p>
<p>İşte bu nedenle, kişiler arası iletişimde tensel temasın etkisi son yıllarda araştırmacıların ilgisini çeken konulardan biri oldu. Bu konudaki çalışmalar, kişilerin birbirlerine temas etmelerinin (sarılma, elini tutma, öpme, sırt sıvazlama vb.) stres oranlarında düşüş sağlayarak fiziksel, psikolojik ve ilişkisel sağlıklarını olumlu yönde etkilediğini ortaya koyuyor. Üstelik bu kişi yeni tanıştığınız biri olsa bile üzerinizdeki stres faktörünü azaltabiliyor.</p>
<p>İlişki yaşadığınız kişi tarafından gördüğünüz tensel temas ise ilişki tatmininizi ve algıladığınız desteği artırarak kendinizi karşı tarafa daha yakın hissetmenizi sağlıyor. Kısacası, izin verdiğiniz ve kendinizi rahat hissettiğiniz takdirde tensel temasın üzerinizde olumlu etkiler yarattığına şahit olabilir, stresinizi azalttığını gözlemleyebilirsiniz.</p>
<p>Tensel teması “sarılma” ile kısıtlı tutan bir çalışmada ise sarılmanın ilişkide yaşanan problemleri çözmede etkili olduğu, olumsuz duyguları azaltıp olumlu duyguları artırdığı bulunmuş. Bununla birlikte, bu etkinin kadın-erkek farkı gözetmeden herkeste aynı şekilde görüldüğü de ortaya konmuş. Yani, sanılanın aksine sarılma sadece kadınları değil, erkekleri de olumlu yönde etkileyerek onlarda da iyileştirici bir rol oynuyor. Kontrol grubu sadece cinsiyetle de sınırlı tutulmamış; yaş, ırk, eğitim ve ilişki durumu da göz önünde bulundurulduğunda sarılmanın herkes üzerinde aynı derecede etkili olduğu tespit edilmiş. Araştırmacılar sarılmanın bu denli güçlü olmasını önyargısız olmasına ve kuvvetli bir empati içermesine bağlıyorlar.</p>
<p>Siz de yakınlarınıza önemsendiklerini göstermek ve onları yargılamadan yanlarında olduğunuzu hissettirmek istiyorsanız, onlara bol bol sarılmayı deneyebilirsiniz. Unutmadan söyleyeyim, maalesef bulgular sarılmanın olumlu etkilerinin ertesi güne sirayet etmediğini gösteriyor. Bu sonuçlara göre, kendinizi daha iyi hissetmek için her gün yeni bir kucaklaşmaya ihtiyacınız var. Denemeye değer!</p>
<p>&nbsp;<br />
<a href="https://www.uplifers.com/mutluluk-icin-gunluk-recete-bir-tutam-sarilma/#ixzz5lx0iBzGq">https://www.uplifers.com/mutluluk-icin-gunluk-recete-bir-tutam-sarilma/#ixzz5lx0iBzGq</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.asenasoydas.com/?feed=rss2&#038;p=319</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
